Türkiye’de vatandaş her ay yüksek telefon faturaları ödüyor. Ancak iş çekim gücüne, internet kalitesine ve afet anında kesintisiz iletişime gelince aynı karşılığı her zaman alamıyor. Oysa iletişim artık lüks değil, hayatî bir ihtiyaçtır.
Türkiye’de milyonlarca insan her ay telefon faturası ödüyor. Kimi konuşma paketi için, kimi internet için, kimi de sadece gündelik hayatını sürdürebilmek için bu hizmete mecbur olduğu için ödeme yapıyor.
Fakat ortada çok temel bir sorun var:
Faturalar yükselirken hizmet kalitesi aynı oranda yükselmiyor.
Normal bir günde bile telefonun çekmediği, internetin yavaşladığı, paketlerin kısa sürede bittiği, vatandaşın dakikalarca bir sayfanın açılmasını beklediği birçok yer var. Bu sorun yalnızca köylerde ya da uzak bölgelerde değil; büyükşehirlerde, ilçelerde, ana yollarda ve kalabalık alanlarda da yaşanıyor.
Vatandaş ay sonunda yüksek faturayla karşılaşıyor. Ancak iş hizmet almaya gelince aynı karşılığı her zaman göremiyor.
Bu mesele yalnızca “telefon çekmiyor” denilerek geçiştirilecek basit bir şikâyet değildir. Çünkü iletişim artık lüks değil, temel ihtiyaçtır. Bankacılık işlemlerinden eğitime, sağlıktan kamu hizmetlerine kadar birçok işlem internet ve telefon hattı üzerinden yürür hale gelmiştir.
Böyle bir çağda vatandaş yüksek bedel ödüyorsa, karşılığında kesintisiz, güçlü ve güvenilir hizmet beklemek en doğal hakkıdır.
Daha da önemlisi, bu altyapının gerçek değeri doğal afetlerde ortaya çıkıyor. Depremde, selde, yangında ya da büyük bir kriz anında telefon hattı yalnızca bir haberleşme aracı değildir; bazen hayatla ölüm arasındaki tek bağdır.
Enkaz altında kalan bir insanın gönderdiği konum, yaptığı kısa bir arama ya da attığı bir mesaj hayat kurtarabilir. Fakat Türkiye’de yaşanan afetlerde iletişim altyapısının yetersiz kaldığı defalarca görülmüştür.
Afet anında çöken iletişim, yalnızca teknik bir aksaklık değildir. O an ulaşılamayan her hat, geciken bir yardım çağrısıdır. Duyulmayan her telefon, belki de sessiz kalmış bir imdat çığlığıdır.
Burada asıl sorgulanması gereken şudur:
Normal zamanda vatandaşa yüksek faturalar çıkarılırken, olağanüstü zamanlarda bu altyapı neden ayakta kalamıyor?
Operatörler milyarlarca liralık gelir açıklarken; çekim gücü, kapsama kalitesi, kırsal alan hizmeti ve afet dayanıklılığı neden hâlâ tartışma konusu oluyor?
Vatandaş faturasını bir gün geciktirdiğinde hemen yaptırımla karşılaşıyor. Peki hizmet kesildiğinde, telefon çekmediğinde, internet kullanılamaz hale geldiğinde aynı hassasiyet kullanıcı lehine neden gösterilmiyor?
Tek taraflı işleyen bu düzen artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Türkiye’de internetin pahalı olduğu, paketlerin hızlı tükendiği, hız ve kota konusunda vatandaşın yeterince memnun olmadığı uzun zamandır dile getiriliyor. İnsanlar çoğu zaman aldığı paketin kendisine yetmediğinden, internetin beklediğinden hızlı bittiğinden, çekim gücünün ise ödenen bedele göre zayıf kaldığından şikâyet ediyor.
Yani mesele yalnızca fiyat değildir. Asıl mesele, ödenen fiyatın karşılığında alınan hizmettir.
Devletin bu konuda daha kalıcı, daha keskin ve daha bağlayıcı çözümler üretmesi gerekiyor. Operatörlerin sadece reklamlarla, kampanyalarla ve paket isimleriyle rekabet etmesi yeterli değildir.
Asıl rekabet; çekim gücünde, afet dayanıklılığında, kırsala hizmet götürmede ve kullanıcıya gerçek karşılık vermede olmalıdır.
Nasıl ki binalar için deprem yönetmeliği varsa, iletişim altyapısı için de çok daha güçlü bir afet standardı olmalıdır. Baz istasyonlarının yedek enerji sistemleri güçlendirilmeli, mobil baz istasyonları her bölgede hazır tutulmalı, kırsal alanlarda kapsama zorunluluğu artırılmalı ve afet anında operatörlerin ortak altyapı kullanımı yasal güvence altına alınmalıdır.
Ayrıca denetimler kâğıt üzerinde kalmamalıdır. Hizmet kalitesi düşükse, kapsama vaatleri yerine getirilmiyorsa, afet anında hatlar çöküyorsa bunun ağır yaptırımları olmalıdır.
Mesele birkaç ceza kesip dosyayı kapatmak değildir. Mesele, aynı aksaklığın bir daha yaşanmamasını sağlayacak sistemi kurmaktır.
Çünkü artık telefon hattı yalnızca özel şirketlerin sunduğu ticari bir hizmet olarak görülemez. Afet anında iletişim, kamu güvenliğinin bir parçasıdır. Nasıl hastane, ambulans, itfaiye ve arama kurtarma hayatiyse; iletişim altyapısı da aynı derecede hayatidir.
Vatandaş faturasını ödüyorsa karşılığında sadece internet paketi değil, güvenilir bir altyapı da satın almış olur. O altyapı normal günde çekmiyorsa hizmet eksiktir. Afet gününde çekmiyorsa sorun çok daha büyüktür.
Bugün sorulması gereken soru basittir:
Milyarlarca liralık gelir elde edilen bir sektörde, vatandaş neden hâlâ “telefon çekmiyor” cümlesini kurmak zorunda kalıyor?
Bu soruya kalıcı cevap verilmediği sürece, her afet sonrası aynı tartışmayı yeniden yaşarız.
Oysa afet anında susan telefon, sadece bir cihazın sessizliği değildir.
Bazen devletin, şirketlerin ve sistemin vatandaşa geç kalmış cevabıdır.






Yorum Yazın