MENU
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • ASTROLOJİ
  • RÜYA TABİRLERİ
  • YEREL HABERLER
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • ETKİNLİK TAKVİMİ
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • GAZETE MANŞETLERİ
  • TAZİYELER
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
  • Anketler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Firma Rehberi
  • Seri İlanlar
Apolitik Haber
DOLAR42.8369
EURO50.2382
GR ALTIN6059.6
ÇEYREK1482.9
Ankara
Apolitik Haber
Apolitik Haber
  • GÜNDEM
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR SANAT
  • SAĞLIK
  • SPOR
  • SİYASET
  • MAGAZİN
  • TEKNOLOJİ
  • DÜNYA
Kapat

Kıskançlık: Sevgi mi, Sahiplenme mi?

Ana SayfaYazarlarİlknur Arık
18 Haziran, 2026, Perşembe 22:37 74
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt

Kıskançlık bazen insanın sevdiğini kaybetme korkusudur, bazen de kendi içinde tamamlayamadığı eksiklerle yüzleşmesidir. Fakat kıskançlık sevgiyi boğmaya, özgürlüğü kısıtlamaya ve başkasının yoluna taş koymaya başladığında artık masum bir duygu olmaktan çıkar.

 

Kıskançlık nedir?

Belki de insanın sahip olduğunu kaybetme korkusudur. Belki de sahip olamadığı şeye duyduğu derin bir özlemdir. Kıskançlık bazen sevgiden doğar, bazen korkudan, bazen de insanın kendi içinde tamamlayamadığı eksiklerden.

İnsan neyi kıskanır, neden kıskanır?

İnsan çoğu zaman başkasının mutluluğunu, başarısını, sevgisini ya da gördüğü ilgiyi kıskanır. Çünkü kıskançlık yalnızca karşıdaki insanla ilgili değildir; insanın kendisiyle yaptığı sessiz bir hesaplaşmadır. Başkasında gördüğü şey, çoğu zaman kendi içinde eksikliğini hissettiği şeydir.

Bir eksiklik midir?

Her zaman değil.

Kıskançlık bazen bir eksikliğin, bazen bir korkunun, bazen de verilen değerin göstergesidir. İnsan sevdiği birini kaybetmekten korkabilir. Emek verdiği bir şeyin elinden gitmesinden endişe duyabilir. Bu yönüyle kıskançlık insana dair bir duygudur.

Ama insanı tüketmeye başladığında, sevginin önüne geçtiğinde, güveni yok ettiğinde ve özgürlüğü elinden aldığında artık masumiyetini kaybeder. O noktadan sonra kıskançlık bir duygu olmaktan çıkar, insanı içeriden kemiren bir eksikliğe dönüşür.

Bir sevgi gösterisi midir?

Toplum çoğu zaman kıskançlığı sevgiyle karıştırır. Hatta kimi zaman “seven insan kıskanır” denilerek bu duygu normalleştirilir. Oysa sevgi ile kıskançlık aynı yerde dursa da aynı şey değildir.

Sevgi korumak ister, kıskançlık sahip olmak ister.
Sevgi güven duyar, kıskançlık şüphe eder.
Sevgi rahatlatır, kıskançlık boğar.
Sevgi yanında durur, kıskançlık kontrol etmeye çalışır.

Bir miktar kıskançlık insani olabilir; fakat sevginin ölçüsü kıskançlık değildir. Çünkü gerçek sevgi, karşısındaki insanın hayatını daraltmaz. Onu korkutarak, baskılayarak, sınırlayarak var olmaz.

Haset ile kıskançlık aynı şey midir?

Hayır.

Kıskançlık, çoğu zaman sahip olunanı kaybetme korkusudur. Haset ise başkasında olanın kendisinde olmamasına üzülmek, hatta bazen onun da kaybetmesini istemektir.

Kıskançlık insana dair bir duygu olabilir; haset ise büyüdükçe insanın kalbini karartan bir hâle dönüşür. Çünkü haset yalnızca “bende de olsun” demez; bazen “onda da olmasın” der.

İşte insanı asıl yoran, küçülten ve çirkinleştiren taraf da burasıdır.

“Ey benim bahtı yârim, gönlümün tahtı yârim...
Yüzünde göz izi var, sana kim baktı yârim?”

Belki de türkülerdeki bu sözler, kıskançlığın en masum hâlidir. İnsan sevdiğini paylaşmak istemez. Sevdiğine bakan gözleri bile fark eder. Çünkü sevgi, beraberinde biraz da kaybetme korkusu getirir.

İnsan sevdiğini sakınır. Ona yönelen bakışı bile hisseder. Bazen bir sözden, bazen bir ilgiden, bazen bir bakıştan huzursuz olur. Bu hâl, ölçüsünü kaybetmediği sürece insanidir.

Ama asıl soru şudur:

Kıskanmak mı, kıskanmamak mı?

Belki de mesele kıskanmak değildir. Mesele, kıskançlığın sevgiyi boğmasına izin vermemektir.

Çünkü güvenin olmadığı yerde kıskançlık büyür. Sevginin olduğu yerde ise zamanla yerini huzura bırakır. İnsan sevdiğini kaybetmekten korkabilir; fakat bu korku, sevdiğinin hayatına pranga olmamalıdır.

Kıskanıldığı için öldürülen insanların suçu nedir?

Belki de hiçbir suçları yoktur.

Çünkü sevgi adına işlenen her şiddet, aslında sevginin değil; sahip olma arzusunun eseridir. Bir insanı sevdiğin için değil, kendine ait gördüğün için incitiyorsan, orada sevgiden değil korkudan söz etmek gerekir.

Sevgi insanı öldürmez.
Sevgi insanı susturmaz.
Sevgi insanı esir almaz.
Sevgi, bir başkasının yaşam hakkını elinden almaz.

Şiddetin olduğu yerde sevgi yoktur. Orada ancak hastalıklı bir sahiplenme, korku, öfke ve tahammülsüzlük vardır. Bir insanın hayatına kıskançlık bahanesiyle zarar vermek, hiçbir duygu ile açıklanamaz.

Ve belki de kıskançlık üzerine söylenebilecek en doğru söz şudur:

Sevgi, sevdiğinin özgürlüğüne de tahammül edebilmektir.

Çünkü insanı sevmek, ona sahip olmak değildir. Onun varlığını, kendi iradesiyle, kendi hayatıyla, kendi tercihleriyle sevebilmektir.

Bir insanın başarısını, emeğini ya da mutluluğunu kıskanıp onun yoluna taş koymak ise artık sadece kıskançlık değildir. Bu, kişinin kendi eksikliğiyle yüzleşmek yerine başkasını aşağı çekmeye çalışmasıdır.

Kıskançlığın bir de çekemeyen hâli vardır.

Kendi yolunu yürümek yerine başkasının yolunu kesen insanlar vardır. Çünkü bazı insanlar yükselmenin yolunu çalışmakta değil, başkasını düşürmekte ararlar.

Oysa bir başkasının ışığını söndürmek, kimseyi daha parlak yapmaz.

Kıskançlık bazen insanın içine düşen küçük bir gölgedir. Fakat o gölge büyüyüp başkasının yoluna taş koymaya başladığında artık masum bir duygu olmaktan çıkar.

Çünkü insan, başkasının ekmeğiyle, emeğiyle ve hayalleriyle uğraşmaya başladığında aslında kendi eksikliğiyle konuşuyordur.

Bir başkasının başarısını hazmedemeyen insan, çoğu zaman kendi başarısızlığıyla yüzleşmekten kaçıyordur. Başkasının mutluluğundan rahatsız olan insan, kendi içindeki huzursuzluğu susturamıyordur.

Unutulmamalıdır ki bir başkasının önünü kesmek, insanı ileri götürmez; yalnızca olduğu yerde bırakır.

Başkalarının yoluna taş koyanlar, aslında kendi yollarında yürümeye cesaret edemeyenlerdir.

Kıskançlık insanın içinde başlayabilir; ama orada kalmadığında, başkasının hayatına, emeğine, sevgisine ve özgürlüğüne zarar verdiğinde artık sadece bir duygu değil, bir karakter meselesi hâline gelir.

Bu yüzden insan, kıskandığı şeyi iyi tanımalıdır.

Gerçekten sevdiği için mi kıskanıyor?
Kaybetmekten korktuğu için mi?
Yoksa başkasında gördüğü bir başarı, kendi içinde sakladığı bir eksikliği mi hatırlatıyor?

Belki de insanın olgunluğu hiç kıskanmamasında değildir. Kıskançlığını başkasına zarar vermeden, sevgiyi boğmadan, insan onurunu incitmeden taşıyabilmesindedir.

Çünkü insan bazen kıskanabilir. Bu insani bir duygudur. Ama insan, kıskandığı için kırmayı, engellemeyi, küçültmeyi ve sahiplenmeyi kendine hak görüyorsa, orada durup kendine bakmalıdır.

Unutmayalım ki, kıskançlık bir karanlıkta kaybolmak değil, kendi ışığımızı bulma cesaretini göstermekle aşılır. Yaşamak, sadece var olmak değil, başkalarının yoluna taş koymadan, kendi yolumuzda yürüme kararlılığıdır.

Yorum Yazın

İlknur Arık

    iletişime geç

    İlknur Arık

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    Muhammed Enes Mumcu
    Muhammed Enes Mumcu Sinyal Yoksa, Hizmet de Yoktur
    İlknur Arık
    İlknur Arık Kıskançlık: Sevgi mi, Sahiplenme mi?
    Apolitik Haber
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Apolitik Haber | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle