MENU
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • ASTROLOJİ
  • RÜYA TABİRLERİ
  • YEREL HABERLER
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • ETKİNLİK TAKVİMİ
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • GAZETE MANŞETLERİ
  • TAZİYELER
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
  • Anketler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Firma Rehberi
  • Seri İlanlar
Apolitik Haber
DOLAR42.8369
EURO50.2382
GR ALTIN6059.6
ÇEYREK1482.9
Ankara
Apolitik Haber
Apolitik Haber
  • GÜNDEM
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR SANAT
  • SAĞLIK
  • SPOR
  • SİYASET
  • MAGAZİN
  • TEKNOLOJİ
  • DÜNYA
Kapat

Bir Milletin İçten İçe Çürüyüşü

Ana SayfaYazarlarMuhammed Enes Mumcu
15 Nisan, 2026, Çarşamba 21:35 162
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
Bir Milletin İçten İçe Çürüyüşü

Adaletin zayıfladığı, ailenin çözülmeye başladığı, eğitimin içinin boşaltıldığı bir yerde geriye sadece suç değil, toplumsal çöküş kalır.

3-4 yıl önce sosyolog Dr. Zeliha Burtek hocamızın bir sokak röportajına denk gelmiştik. Muhabir arkadaşımız iktisadi sorular soruyor, doğal olarak iktisadi yanıtlar almayı bekliyordu. Ancak hocamız öyle bir noktaya temas etmişti ki bugün dönüp baktığımızda altına rahatlıkla imza atabileceğimiz bir çerçeve çizmişti. O gün aslında hepimizin hissettiği ama adını koymakta zorlandığı bir meseleye isim vermişti: sosyal çürüme.

Bugün herkes bir şeylerin yanlış gittiğini görüyor. Herkes yaşanan olayları açıklayacak doğru kavramı arıyor. İşte tam da bu noktada “sosyal çürüme” kavramı, yaşadığımız tabloyu anlamak için en doğru ifadelerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Sosyal çürüme; toplumsal değerlerin, normların ve ilişkilerin aşınması, kurumların düzgün işlememesi, toplumun temel direklerinin işlevini kaybetmesi demektir. Siyasetten eğitime, adaletten aile yapısına kadar uzanan geniş bir bozulma hâlidir bu. Dayanışmanın yerini bencillik, güvenin yerini korku, ortak yaşam iradesinin yerini öfke aldığında toplum sadece yıpranmaz; içten içe çözülmeye başlar.

Bugün geldiğimiz nokta tam da budur. Tepeden başlayan çürüme tabana yayılmış durumda. Önüne geçilemiyor. Kamuoyu endişeli. Aileler tedirgin. İnsanlar artık hiçbir yerin güvenli olmadığını düşünüyor. Hele ki çocuk sahibi aileler için bu endişe daha da derinleşiyor. Çünkü herkes bakmakla yükümlü olduğu evladının nasıl bir toplumun içine doğduğunu, nasıl bir çevrede büyüdüğünü görüyor.

İddialar, uyuşturucunun artık okul çağındaki çocuklara kadar indiğini gösteriyor. Sokakta, okul çevresinde, sosyal medyada karşımıza çıkan tablo ürkütücü. Çocuklarımızı koruyamadığımız şu günlerde ebeveynlerin üzerine düşeni yapmaması da ayrı bir yara açıyor. Çünkü çocuk dediğimiz şey sadece biyolojik bir varlık değil; geleceğin taşıyıcısıdır. Ona verilemeyen her doğru eğitim, her eksik terbiye, yarının toplumsal yükü olarak geri dönüyor.

Eğitim ailede başlar. Fakat sosyoekonomik açıdan çöküntü içinde, kültürel olarak yoksullaşmış, eğitimsizlikle çevrelenmiş aile yapılarında yetişen çocuklar; ne kanundan çekiniyor ne de insani normlarla durdurulabiliyor. Köy ağası edasıyla büyüyen bir hoyratlık, sokakta herkese zarar verebilecek bir taşkınlığa dönüşüyor. Ve olan yine düzgün yaşamaya çalışan, işinde gücünde olan insanların ailelerine oluyor.

Burada devletin sorumluluğu tartışılmaz. Hükümetin artık caydırıcı cezalarla bu gidişata set çekmesi gerekiyor. Çünkü cezanın caydırıcı olmadığı yerde suç cesaret bulur. Kolaylıkla cezaevine girip çıkanlar, suçtan arınmış bireyler olarak değil, çoğu zaman daha da örgütlenmiş şekilde topluma geri dönüyor. Sosyal medya etkisi, çeteleşme kültürü, sokaklardan temizlenmeyen bela tipler ve düşen yaş aralıkları bu sorunu daha da büyütüyor. Öyle ki artık “çocuk” denilecek yaşlarda bile ağır bir yozlaşma dili ve davranışı görüyoruz.

Peki çözüm ne?

Aslında cevap çok açık: ahlak.

Evet, tekrar tekrar söylemek gerekiyor: ahlak, ahlak, ahlak.

Son yıllarda toplumdaki sabırsızlık, saygısızlık ve eğitimsizlik hat safhaya ulaştı. Sokaklar bunu söylüyor, okullar bunu söylüyor, sosyal medya bunu bağırıyor. Üstelik artık bunları sadece gözlemlemiyoruz; iliğimize kadar yaşıyoruz. Tahammülsüz olduk. Bencil olduk. Kötüyü normalleştirdik. Kabalığı, hoyratlığı ve sınır tanımazlığı neredeyse bir özgüven türü gibi sunmaya başladık.

Ne oldu bu millete?

Ben söyleyeyim: eğitim, adalet ve aile kavramlarının içini boşalttık.

Dizilerle, sabah kuşağı programlarıyla, sosyal medyayla çarpık hayatları olağanlaştırdık. Çocuklara öyle örnekler sunduk ki artık birçok genç hayatı bir dizi karakteri gibi yaşamaya çalışıyor. Emeği değil gösterişi, terbiyeyi değil hadsizliği, sorumluluğu değil anlık tatmini merkeze alan bir kültür yayıldı.

Eğitimin içi boşaltıldı. Okullarda öğretmene yönelik saygısızlık, akran zorbalığı ve disiplinsizlik ciddi boyutlara ulaştı. Fakat buna rağmen kimse sorumluluk kabul etmiyor. Herkes sonuçlardan şikâyetçi ama sebeplerle yüzleşmek istemiyor.

Adaletin içi boşaltıldı. Sosyal medya ünlülerinin yaptıklarının yanlarına kâr kalması, siyasi ve bürokratik çevrelerin yakınlarına gösterilen ayrıcalıklar, toplumun adalet duygusunu ağır biçimde yaraladı. İnsanlar artık sadece suçtan değil, suçun karşılıksız kalmasından da öfkeleniyor. Çünkü adalet duygusu bir toplumun vicdanıdır; o çökerse geriye sadece güçlünün sözü kalır.

Aile kavramının içi boşaltıldı. Aile, çocuğun ilk okulu olmaktan uzaklaştıkça toplum da karakterini kaybetmeye başladı. Annelik ve babalık sadece biyolojik bir bağ değil; aynı zamanda terbiye, sınır, sorumluluk ve örneklik meselesidir. Bu bağ zayıfladığında, toplumun temeli de çatırdamaya başlar.

İşte bugün yaşadığımız şey tam olarak budur: bir milletin içten içe çürüyüşü.

Ve en acı tarafı da şudur: Bu tür çöküşler bir anda yaşanmaz, yıllar içinde yerleşir. Fark edilmediğinde, önemsenmediğinde, normalleştirildiğinde kalıcı hâle gelir. Sonra bir gün dönüp baktığınızda sadece suç oranlarının artmadığını, insanların birbirine bakışının da değiştiğini görürsünüz. Güven kaybolur, merhamet azalır, ortak gelecek duygusu silinir.

Şimdi sormamız gereken soru şu: Bugün çözüm aramaya başlasak bile ne kadar sürede toparlanacağız? Şimdi eğitim seferberliği başlasa, şimdi aile yapısını güçlendirmeye yönelik gerçek adımlar atılsa, şimdi adalet duygusunu yeniden ayağa kaldıracak reformlar yapılsa bile bunun meyvesini kaç yıl sonra göreceğiz? Belki on yıllar sonra. Belki bir çeyrek asır sonra.

Ama bu gecikmiş ihtimal bile umutsuzluktan daha değerlidir.

Umarım Türk toplumu silkelenip kendine gelir. Çünkü gittiğimiz yer hayra alamet değil. Hem de hiç değil.

Yorum Yazın

Muhammed Enes Mumcu

iletişime geç

Muhammed Enes Mumcu

Bizi Takip Edin
Facebook
Twitter
Instagram
Youtube
Köşe Yazarları
İlknur Arık
İlknur Arık Kalemin Sustuğu Yerde Ne Başladı?
Muhammed Enes Mumcu
Muhammed Enes Mumcu Bir Milletin İçten İçe Çürüyüşü
Apolitik Haber
KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

Apolitik Haber | Yazılım: Onemsoft

Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle